Sonsuzluk - Tumblr Posts
Gün ağarırken evinin balkonuna çıkıp sabahın ilk seslerini duyan, ilk renklerini gören, ilk rüzgarıyla üşüyen bir adamın heyecanını duymak istiyorum...
İnsan daha az acı çekmeyi öğrenmiyor. Acıdan sakınmayı öğreniyor.
Buraya isteğin dışında getirildin, tıpkı benim gibi. Eğer bana sorarsan hepimiz aynı gemideyiz ve gemi su alıyor.
Ben daha hiçbir kuşun uçmadığı yükseklerden, daha hiçbir ayağın yolunu şaşırıp inmediği uçurumlardan geliyorum.
25 Temmuz 2024
02.17
Evimde değilim. Gece kuşumu özledim. Sesini canlandırmaya çalışıyorum zihnimde. Biraz sakinleştiriyor.
Her şey bir döngü gibi başa sarıyor. Önce kuşumuz ölüyor, sonra sevdiğim birileri, sonra da ben...
Kafamın içindeki sesler sussun diye bekliyorum. Belki birazcık, çok azıcık uyuyabilirim diye...
Sanırım ben hâlâ maviye inanıyorum.
"Boynumdaki yorgun damarların mavisine,
Beyaz dalgaları sırtlanan deniz mavisine,
Denizin bittiği yerde başlayan göğün mavisine...
Bir de ensemdeki dövmeye inanıyorum."
25 Temmuz 2024
21.18
İki kedi sevdim. Suya girdim. Eski bir öğretmenimi gördüm. Mutluyum diyemem ancak bugünü güzelleştirebilmek için elimden geleni yapmış olmanın gururunu hissediyorum.
01.24
Mutluyum :)
31 Temmuz 2024
"Anne,"
"Hım?"
"Biliyor musun ben neye üzülsem, Ali'nin gidişine ağlıyorum."
"Canım yavrum benim, hâlâ mı?"
"Hâlâ," dedim gülümseyerek. Annem sarılmayı sevmez. Sarıldı.
"Ne Ali'ymiş..." dedi. İçimden geçirdim:
"Öyle, ne Ali'ydi."
Ali'yle tanışalı iki sene olmuştu. Antidepresanların zihnimi bulandıran etkisiyle hafızamdan silinen iki yılımdan geriye yalnızca Ali kalmıştı. Onunla olan anılar hiç insan eli değmemiş bir su gibi berraktı. Akıyordu ancak uzaklaşmıyordu. Sonuçta bütün akarsuların sonu, okyanusa dökülürmüş.
27 Nisan 2024 14.54 Ankara
Yüzünü özledim.
Sakallarını, saçlarını...
Sarıldığımda içime çektiğim kokunu özledim.
Ellerinin kemiklerini, bileklerini izlemeyi özledim.
Ruhumuzda ve bileklerimizde aynı yara izini taşıyışımızı özledim.
Damarlarında atan nabza her gün şükredişimi özledim.
Işıkları özledim. Belki senin için anlaması zor bir cümle.
Seni her gördüğümde tüm dünya karanlık ve bütün ışıklar senin üzerindeymiş gibi hissederdim. O ışıklardan bahsediyorum.
Işık sendin kalbi,
Günü ve geceyi, ânı, yaşamı aydınlatan sendin.
Bende gördüğün bütün o aydınlık, senin ateşinden yansıttığım parlaklıktı.
Seni seviyorum, bunda bir kasıt yok.
Ruhun şarkı söylerse, hayat seni mutlaka dansa kaldırır.
Sevgili 14 yaşım,
Biliyorum, korkuyorsun. Geleceğin ve ailenle olan savaşında kimin kazanacağını merak ediyorsun. Sık sık asi bir çocuk olup olmadığını düşünüyorsun.
Sana söyleyeyim, savaşını kazanacaksın ve ailen seninle gurur duyacak. Asi bir çocuk olmadığını söyleyecekler.
Üzgünüm, kafandaki sesleri hâlâ susturamadım.
O sol anahtarı kolyeni hâlâ takıyorsun vücudunun bir uzvuymuş gibi.
Hayatın yoluna gireceği bir dönem olacağına inanarak yaşadığını biliyorum. Öyle olmayacak. Sevemeyeceksin sen bu hayatı. Defalarca öldüreceksin kendini beceriksizce. Sonra sımsıkı tutunacaksın hayata.
Anlamak istemediğin herkesi anlayacak, büyük konuştuğun her şeyi yaşayacaksın.
Biliyorum, kötü biri olmaktan çok korkuyorsun.
Sanırım artık kötü biriyiz.
Artık babamıza benzediğimizi kabul ettiğimiz yaştayız.
Artık olmaktan korktuğumuz herkese dönüştüğümüz yaştayız.
Dünya hassas kalpler için bir cehennemdir, demiş Nietzsche.
Cehenneminden kurtulmak için kaç kişiyi yakacaksın, kalbini nasıl taşa çevireceksin bir bilsen...
Sevgili 14 yaşım...
Kendimi defalarca kaybettim, defalarca buldum.
Günün sonunda, olmaktan korktuğum yerde, sana yalnızca bir müzisyen olacağımı söylediğim sözü tutuyorum.
Deirdre of Sorrows (Acıların Deirdresi)
En eski Kelt trajedilerinden biridir. Kraliyet şairinin kral adına bir müzik festivali düzenlendiği gece, şairin karısı dünyaya bir kız çocuğu getirir: Deirdre.
Kızı gören Kelt rahibi, bebeğin büyüyünce dünyanın en güzel kızı olacağını ve onun uğruna savaşlar çıkıp kan döküleceğini rivayet eder. Bunu duyan savaşçılar bebeğin öldürülmesini isterler ancak kral bu düşünceye karşı çıkar. Deirdre'nin yalnız büyümesini ve ileride kendi karısı olmasını emreder.
Bunun üzerine uzak bir diyarda, hemşiresi ve öğretmeni ile büyür Deirdre.
Bir gece rüyasında kuzgun saçlı, kan kadar kırmızı dudaklara sahip bir savaşçı görür ve ona aşık olur.
Sonrasında böyle bir savaşçının gerçekten var olduğunu ve isminin Naoise olduğunu öğretmeninden öğrenen Deirdre, Naoise ile karşılaşır ve kendisini kaçırmasını ister. Deirdre'ye ilk görüşte aşık olan Naoise bu kaçışın sonlarını getireceğini bildiğinden başta reddeder. Kardeşleri Allen ve Arden de bu duruma itiraz ederler ancak Naoise Deirdre'yi bırakamaz ve kardeşlerini de alarak İskoçya'ya kaçarlar hep birlikte.
Bunu öğrenen kral, savaşçılarını onları bulması için görevlendirir. Deirdre ile ve Naoise'i bulan savaşçılar, Naoise'in kardeşlerini ikna ederek, krallığa dönerlerse bağışlanacaklarına inandırırlar. Bu vaade güvenerek hepsi İrlanda'ya geri döner ancak kral sözünü tutmaz. Ülke topraklarına adım attıkları an, Deirdre'nin gözü önünde önce Allen ve Arden'i ardından Naoise'i öldürür.
Kederine daha fazla katlanamayan Deirdre kralın eline geçmeden kaçar ve kendini öldürür. Ölümleri sonrası Deirdre ile Naoise yan yana gömülürler. Her ikisinin de mezarları başında birer ağaç yeşerir. Zamanla bu ağaçların dalları birbirine karışır. Bu, ölümün bile onların sonsuz aşkına son veremediğini gösterir.
Seni Seviyorum Bunda Bir Kasıt Yok
Sen sanırsın ki özlemek bir bardak çaya bakarak dalıp gitmektir seni düşünürken.
Ben bilirim, özlemek deniz suyu içmeye benzer.
İçtikçe susar, susadıkça içmek isterim.
Sen sanırsın ki günlerden pazar,
Ben bilirim ki seni göremediğim gün bin yıl eder.
Mevsim hep yazdır bana, aylardan hep ağustos...
Sen sanırsın ki sevmek, bir yaz akşamı ılıklığında gecenin on birine kadar beklemektir.
Ben bilirim ki soğuktan titreyen ellerimi saklamaktır, seni beklerken.
Sen sanırsın ki her günümü seninle geçirmek isterim.
Ben bilirim ki ne günüm kalmıştır ne gecem.
Zamanın her bölünemez parçasında seni düşlerim.
Söylüyorum asıl bilmen gerekeni:
Sevmek ciddi yapılan bir iştir.
Özenle seveceksin, sevdiğin her şeyi.
Bir insanı en çok...
Adımlarını ezberleyeceksin.
O yanında yokken bile, onun yanında yürüyeceksin.
Onun hayali adımlarını kovalayacak küçük adımların.
Bir sigara yakacaksın, o gelecek aklına.
Sigaranın ucunu küllüğe dokunduruşunu seveceksin.
Sonra sen de aynısını yapıp gülümseyeceksin.
Bir gülüşe günün güzelleşebilecek.
Kokusunu bir çekeceksin içine, bin yıllık bir nefes almış gibi.
Sevmek ciddi bir iştir.
Okuduğu kitaplarda yazan her bir cümlede onun aklından geçenleri bileceksin.
O kitabı neden sevdiğini bileceksin.
Okuduğu kitabı seveceksin.
Sevmek iyileştirir.
Sevdikçe güçleneceksin, kendini de seveceksin.
Dünyayı seveceksin.
Daha iyi bir insan, daha kibar bir insan olmak arzusuyla yanıp tutuşacaksın.
Renkler göreceksin dünyada.
Usta bir ressamın en güzel tablosunu seyrediyor gibi hissedeceksin.
Şarkılar dinleyeceksin, kendi kendine gülümsemene sebep olacak.
Hiçbir sebep yokken mutlu olabileceksin.
Mutsuz olmak için çok sebep varken bile mutlu olabileceksin.
Sevmek yüceltir insanı, en güzel hâlini çıkartır ortaya.
Asıl mesele, sevmeyi sevmektir.
Gerçek bir adam... Onu tanımadan önce hiçbir fikrim yoktu bu konuya dair. Bana göre herkes iyiydi. İyi olan herkes sevilebilirdi.
Bir akşam gerçek bir erkeğin nasıl olması gerektiğine dair düşüncelerini söyledi. Bütün bu "erkek adam" kalıplarını her zaman saçma bulmuşumdur.
O hayatımdan çıktıktan sonra hissettiğim boşlukta anladım ne anlatmak istediğini.
Beni güldürmesi yeterince güzelken sinirli olduğunda korkmadığımda anladım. İlk tanıdığım zamanlarda cüssesinden korktuğum adam zamanla yalnızca varlığıyla bile hiç kimse beni incitemeyecekmiş gibi hissettirmeye başlamıştı. Bütün dünyaya karşı durabilecek güçte olduğundan değil; bütün dünyaya karşı durabilecek cesarete sahip olduğundan. Söylediği sözlerin arkasında dururdu. Boş konuşmazdı. Bir şeyi konuşuyorsa mutlaka yapardı. Kendi hayatının iplerini elinde tutardı ve sevdiği kadın için her şeyi göze alabilecek türden biriydi.
O zamanlar bütün ruhumu, sırtımı ve mutluluğumu onun göğsüne yaslamışım gibi hissederdim. O taşıyabiliyordu çünkü. Ancak onca zaman boyunca bir gün arkamdan çekilirse ne yapacağımı hiç düşünmemiştim.
Onca zaman boyunca bir gün arkamdan çekileceğini hiç düşünmemiştim
Sana karşı dürüst olmaylıyım sevgilim:
Beni sevmek sandığından zor olacak. İzleri hâlâ iyileşmemiş pek çok yaram var benim. Kaşınıyor, batıyor, rahatsız ediyor bazen. Çok dengesiz olabiliyorum. Ruhumdaki hastalıkları henüz iyileştirmedim. Affet beni. Öfkem çok zarar verici olabiliyor. Kırılmaktan korktuğum ilk anda elime bir kalkan yerine ateşli bir kılıç alıyorum çünkü. Maalesef hayat bana kendimi bu şekilde savunmayı öğretti.
Ancak gitmek yerine tüm bu zor yanlarımdan sonra bile yanımda kalmayı tercih edersen sana söyleyeceklerim var:
Seni tertemiz sevebilirim. Küçük bir kızın annesine duyduğu kadar saf bir sevgi sunabilirim. Gözüm fani yüceliklerde değildir benim. Sana ve bana sunduğun sevgiye sonsuza kadar sadık olabilirim.
Saygıda kusur etmem asla! Her bayram elini öperim. Hoşlanmayacağını bildiğim hiçbir şeyi yapmam. Bilmeden bir kusur işlediğimde boynumu eğip özür diler ve bir daha tekrarlanmayacağına dair sana söz veririm.
Seninle bir bahar akşamı sabaha kadar öpüşüp gün doğumunu seyredebilirim. Yıldızları sayalım, desen sıkılmam. Yüzünü güldürmek için canımı verebilirim.
Ben böyle bir kızım işte! Duvarlarını aşmadan içindeki güzelliği asla göremeyeceğin biriyim.
O duvarları aşan kimse olmadığından da her zaman bir kaya parçası kadar sert ve çekilmez olduğumu söylemeye devam edecek insanlar.
Sen sev beni. Bakarsın karşındaki duvarların arasında gül sarmaşıkları yetişmeye başlar...
Üzerimde bir pes etmişlik duygusu var. Gözlerimi sonsuzluğa kapatsam gözümün önüne kaç yaşanmışlık anısı gelir? Kaç acısız gün,kaç mutluluk,kaç..........